Slayer
1 sayfadaki 1 sayfası•
Slayer

1981 yılında Los Angeles’da, Bass Gitar ve Vokal’de Tom Araya, Gitarlarda Kerry King ve Jeff Hanneman ve Davulda Dave Lombardo tarafından kuruldu. Slayer’in kurucusu Kerry King’dir denilebilir.. 1981 yılında King kendisi gibi Punk çalmak isteyen birilerini arıyordu. Sonuçta bulduğu adam Hanneman’dı. 2 gitarın yanına bateri gerekiyordu ve baterist de King’in pizza ısmarlamasıyla bulundu. Pizzayı Lombardo getirmişti. Geriye Bass Gitar ve Vokal kalmıştı. King o dönem aynı grupta çaldığı Tom’a teklif g*türdü. Tom diğer grup elemanlarını tanımamasına rağmen teklifi kabul etti ve kadro tamamlanmış oldu.
İlk kez sahneye 1982 de çıkan grup favori grupları olan Judas Priest ve Iron Maiden çalarak başladılar. Slayer için asıl önemli yıl 1983’dür. Woodstock Bar’da çalarken Brian Slagel tarafından bir teklif alırlar: Metal Massacre kasetlerine bir parça kaydetmelerini ister. Grup Brian’dan albüm sözü alır ve Aggressive Perfector’u kaydederler. Anlaşmaya göre 1983’de albüm kayıtlarına başlanır.
1983 yılında ilk albümleri olan Show No Mercy’yi Metal Blade Records etiketiyle çıkardılar. Yapımcı Brian Slagel’dir. Benim ilk dinlediğim albüm olması ve rock/metal müzikle tanışmama vesile olması nedeniyle benim için özel bir yere sahiptir Show No Mercy. Ancak bu albüm eleştirmenler tarafından iyi not alamamıştır. Hatta Slayer elemanları bile yıllar sonra berbat bir albüm olduğunu söylemişlerdir.. Bu albümde yine de göze çarpan parçalar bulunmaktadır. Bunların en önemlileri de "The Antichrist" , "Die By The Sword", "Fligh Till Death", "Evil Has No Boundaries"’dir. Amatör bir albüm olmasına rağmen yine de ses getirmiş ve Slayer tanınmaya başlamıştır.
Albümün bir başka ilginç yönü de elemanların albümün arkasında yeralan fotoğraflarıdır.Elemanlar o zamanlar konserlere makyajlı çıkıyorlardı (şimdiki kadar koyu olmasa bile satanist makyajıdır
bunlar). Albüm Avrupa'da bilinmeyen bazı nedenlerden dolayı 1984'te çıkar. Bu arada grup "Chemical Warfare",
"Captor of SIN" ve "Haunting the Chapel" adlı Ep'yi 1984'te piyasaya sürerler.
2 yıl sonra 1985 yılında Cehennemden gelen müzik ve sözlerle Hell Awaits albümü kaydedildi. Show No Mercy’ye göre daha profosyonel bir çalışma olmuştu ve müzikal anlamda daha iç açıcı bir albümdü. Eleştirilerin odak noktası ise sözlere yönelmişti. Şeytan, cehennem, ölüm ve şiddet içeren sözler tepki toplasa da giderek Slayer fan kitlesi oluşmaya başlamıştı artık ve Slayer da pişmeye başlamıştır.. Özellikle Dave’in davulda yaptıkları ileride dünyanın sayılı bateristleri arasına gireceğinin işretlerini vermekteydi.. King ve Hanneman da sololarıyla göz doldurmuşlar ve Slayer genel anlamda patlamanın sinyallerini veriyordu.. Albüm çıkar çıkmaz Amerika'da 100.000 sipariş alınca büyük plak şirkerlerinin dikkatini çeker, iki albümün ilgi görmedisi üzerine prodüktör Rick Rubin grupla iletişime geçerler.
Patlama 1986 yılında Reign In Blood ile oldu. Halen daha Metal müzik tarihinin en önemli albümlerinden birisi kabul edilen Reign In Blood, Slayer’i daha geniş kitlelere tanıtmıştır. 29 dk. lık albüm kısa olmasına rağmen çok büyük ses getirmiştir. Dave’in kısa ayrılığı sonrasında gruba geri dönmesi şaşkınlık ve sevinci peşpeşe yaşatmıştır. Albüm Angel Of Death ile tam gaz başlıyor ve sonuna kadar aynı tempo devam ediyor. Trash/Speed Metal alanında yapılmış en hızlı albümdür diyebiliriz. Albüm Amerika’da kısa sürede ve de hiç reklam, promosyon ve konser olmadan 500.000 satar. Slayer Efsanesi Reign In Blood ile başlamıştır. Ayrıca Slayer bu albümle bir altın plak da kazanmıştır. Daha sonraki gruplar için de ilham kaynağı olmuştur.
Reign In Blood’dan sonra beklentisi artan dinleyici 1988’de gelen South Of Heaven ‘da tam istediği gazı bulamasa da oldukça başarılı bir albüm dinleme fırsatı buldu. Judast Priest’ten Dissident Aggressor parçasını da yorumladıkları South Of Heaven’da parçaların çoğu Hanneman tarafından yazılmıştır. Hanneman, King’e göre daha yavaş parçalar yazdığı için bu albüm Slayer fanları tarafından ilk başta pek beğenilmemiştir. "Slient Scream", "Mandatory Suicide"
ve "South Heaven" herkesin bildiği ve konserlerin vazgeçilmezlerinden şarkılardır.
Takvimler 1990’ı gösterdiğinde Slayer’in melodik açıdan en sağlam alt yapıya sahip albümleri olan Seasons In The Abyss piyasaya çıkar. Hanneman ve King’in sololarda paslaşması, Lombardo’nun davulda coşması ve Araya’nın yeni vokal denemeleri bu albümün başarısında önemli rol oynamıştır. Yeni tarzları eski hızları ile birleşmiş, Slayer’ın en kaliteli eserlerinden birisi ortaya çıkmıştır. "War Emsemble" başdöndürücü hızı ile eskiyi anımsatmakta, "Skeletons of Society"
ağır, basit, sert ritmiyle, "Seasons in Abyss" otantik bir takım etkiler taşıyan havasıyla albüme çok farklı tadlar veren çalışmalardır. Albümde sözler de iyice farklılık göstermeye başlamıştır. "Spirit in Black", "Skeletons of Society" fantastik sözleriyle, "Dead Skin Mask" Araya'nin yazdığı, bir seri katili anlatan sözleriyle albüme çeşitlik kazandırmıştır. Albüm Amerika’da 1.000.000 adet satarak Platin Plak kazanmıştır. Albümde "War Ememble"'a Donnington
konserinden alınan görüntülerle, "Seasons In The Abyss"e Mısır'da birer klip hazırlanır.
Aynı yıl grup Slayer Clash of The Titans turnesine çıkar. Turnenin Avrupa ayağında Slayer'a Testament, Suicidal Tendencies ve Megadeath, Amerika ayağında Alive In Chains, Anthrax
ve Megadeath eşlik eder.
10. yılına giren Slayer bunu double-live cd ile fanlarıyla paylaşır. Albüm en iyi canlı kayırlardan birisidir. Albümün hit parçası ise Angel Of Death’dir.
Turneden sonra Slayer’da problemler yaşanır. Lombardo’nun gruptan atıldığı haberi şok etkisi yapar.Gerekçesi de Lombardo’nun grupta yeteri kadar çalışmadığı ve stüdyo çalışmalarını aksattığıdır. Lombardo da kendisi çalışırken diğerlerinin bira içip maç izlediğini ve kendisi yorulduğunda çalışmak istediklerini söyler. Baterist aranmaya başlar ve Forbidden’in eski bateristi Paul Bostaph ile anlaşılır. Bostalph Slayer ile Donnington konserine katılır.
"Judgtment Night" filminin soundtrack'ı için Ice-T ile doldurdukları "Disorder"' a kadar Slayer’dan ses çıkmaz. Bundan sonra da Slayer'in yeni albümüne dair haberler çıkar ve nihayet 1994'de "Divine Intervention" çıkar. Bu Slayer’in Bostalph ile yaptığı ilk albümdür. Albüm hız açısından eksik olmasa da Lombardo’nun eksikliği hissedilmektedir. Bostalph üzerindeki ağır yükün etkisiyle Lombardo’nun yerini doldurmaya çalışmış, kendi stilini yansıtamamıştır.. “Fictional Rality”, “Dittohead”, “213” oldukça iyidir. 213 parçasını Araya yazmıştır ve seri katillerle ne kadar
ilgilendiğini gösterir.Bu şarkının adı homoseksüel seri katil Jeffrey Dahmer'ın kapı numarasından alınmıştır. Slayer bu albüm için Machine Head ve Biohazard ile turneye çıkar. Bu turnede elde edilen görüntüler kullanılarak Live Intrusion videosu piyasaya çıkarıldı. Video vücudunda SLAYER yazısı kazıyan bir fanın görüntüsüyle başlar. Ve 1992'den sonra Slayer ikinci kez Donnington Festivali'nde yer alır.
Slayer bundan sonra punk coverlarından olulan bir albüm yapacağını açıklar ve yapar. Herkes buna şaşırır ama Slayer'ın punk hayranı olduğunu bilenler için bu pek şaşırtıcı olmaz.. 1996 yılında çıkan Undisputed Attitude albümünde Slayer; DRI, Verbal Abuse gibi punk gruplarının şarkılarını yorumladı, ayrıca 3 tane yeni Slayer parçası da yer alıyordu: "Gemini, "Cant Stant You", ve
"Drunk Drivers Aganist Mad Mothers".. Bunlardan "Gemini" çok beğenilir, diğer ikisi de Hannemann'ın 1984'te bir punk projesi için yaptığı şarkılarıdır. Bu albümün kayıdından sonra baterist Bostaph gruptan ayrılır. Sebebi ise Heavy Metal'den uzaklaşmasıdır. "The Truth About Seafood" adlı bir grupta çalmaya başlar. Hemen yerine Testament bateristi Jon Dette alınır.
Bundan sonra turneler gelir. Daha sonra Metallica ile beraber Spawn filminin Soundtracki için Atari Teenage Riot adli bir grupla techno şarkı kaydederler. Bu arada Dette gruptan ayrılır ve grup, yeni grubunu terkeden Bostaph'a geri dönmesi için teklif g*türür. Bostaph pişman olmuş ve daha sert müziğe geri dönmek için grubundan ayrılmıştır. Bostaph teklifi kabul eder etmez yeni albüm için çalışmalara başlanır. Soundla ilgili birçok söyleşiden sonra 1998 Haziraninda Slayer'in beklenen albümü çıkar. Söylentilerin en ürkütücüsü soundun yeni gruplardan Coal Chamber'a benzeyeceğidir. Söylentiler gerçek çıkmasa da soundda oldukça değişiklikler olmuştur. Açılış parcası "Bitter Peace" oldukça oldukça iyi bir parça ama albümde hardcore etkisi taşıyan parçalar da mevcut. "In The Name of God", "Point", "Perversions of Pain" gibi sağlam Slayer parçaları olsa da genel anlamda albümün punk hayranı Slayer’in gerçek tarzına çok da uymadığı söylenebilir.
2001 yılına gelindiğinde God Hates Us All albümü piyasaya çıkar. Albümün dış kapağında İncil’in üstünde kanla yazılmış Slayer yazısı dikkati çekmektedir. Şarkı sözlerinin de eleştiri alması üzerine King "bu albümün sadece kötü bir gün geçiren ve tanrının onu sevmediğini düşünen kulları içindir" şeklinde bir açıklama yapmıştır. God Hates Us All Slayer’in eski günlere dönüşü gibidir. "Darkness Of Christ", "Disciple", "God Send Death" , "New Faith" ve "Cast Down" gibi çok sağlam parçalar içeren oldukça güzel bir Slayer albümü. Özellikle son parça olan "Payback" aynı "Angel Of Death" parçası gibi başlıyor ve nakaratları da andırıyor.





